Cemil Meriç ve Kırkambar´a dair bir sitem
"Bu Ülkenin" çocuklarına ithafen...
Türk fikir dünyasının en nadide fikir işçilerinden birisi olarak karşımızda yer alan Üstadımız Cemil Meriç hakkında daha önce yine Aygazete’de bir makalemiz yayınlanmıştı. Biz, o makaleyi kaleme alırken; Üstadımıza karşı bir gönül borcunun yerine getirilme gayesini taşıdığımızı ancak yine de böyle bir yazıyla bunun olamayacağının da bilincinde olduğumuzu ifade etmiştik.
Bugün bu yazıyı kaleme almamıza neden olan şeyse yıllardır rahatsızlık duyduğumuz bir konunun tekrar gündemimize gelmesidir. Artık bazı şeylerin değişmesi gerektiğine olan inancımdan yola çıkarak, Cemil Meriç’in külliyatı üzerinde yapılan oynamalara bir son verilmesini istiyorum. Üstadın bugüne kadar oğlu Mahmut Ali Meriç tarafından yayınlatılan ve İletişim yayınlarından çıkan tüm eserleri adeta Cemil Meriç’e darbe vurmak için bilerek yapılan bir oyunun varlığını akıllara getiriyor. Acaba neden Üstadın eserleri olduğu gibi aslına sadık kalınmadan tekrar düzenlenme gereği duyularak basılmaya çalışılıyor? Bunu anlamaya çalıştığım yıllar içerisinde aklıma hep başka sorularda geldi: Yeniden bir düzenleme için mücadele edilmesi ne kadar eleştirilir bilemem ama düzenleme adına eseri katletmek ya da orijinalitesini bozmak her halükarda tartışılacak bir olgudur. Şurasını açıklığa kavuşturmak gerektiği kanaatindeyim: Cemil Meriç, hayatını Türk Kültür ve İrfanına adayan münzevi bir aydın olarak tüm Türk Halkına ait bir değerdir. Mahmut Ali Meriç Beyefendi´yi bir yere kadar anlayabilirim, ancak neden kendisinin bizleri yani "bu ülkenin çocuklarını" anlamaya çalışmadığını da sormak isterim. Bizler üstadın eserlerini kendi yazdığı lisanı hal ile okumak istiyoruz. Mahmut Ali Meriç’in, yıllardır Üstadın kitaplarında yaptığı çalışmalar tartışılmış ve bu konuda hem kendisi hem de ilgili yayınevi birçok tepki almıştı. Ancak her ne hikmetse bu haklı tepkiler –tabii ki şahsi kanaatime göre- hiçbir zaman dikkate alınmamıştır. Bunun en son örneği de Üstadın yıllardır yayınlanmayan "Kırk Ambar 2. Cilt, Lehçe’t-ül Hakayık" isimli kitabının yeni baskısı oldu. İlk baskısında, tek cilt halinde olan kitap daha sonraki yıllarda ikiye bölünmüş ancak birinci cildin ardından uzun zaman geçmesine rağmen bir türlü ikinci cildi basılmamıştı. Nihayet kitabın ikinci cildinin çıktığı müjdesi bize ulaşmıştı ki, yine eski bir problemle karşı karşıya olduğumuzu fark ettik. Doğal olarak yıllardır hasretle beklediğimiz bu eserin basımına sevinemedik ve içimizde bu baskının olması gerektiği şekliyle ilgili hayallerimiz, ortaya konan çalışmayla yerini hayal kırıklığı ve iç burukluklarına bıraktı.
Anlamakta zorlandığım soruyu bu vesileyle bir daha sormak istiyorum. Neden bir türlü beğenilmeyen, kabul görmeyen ve devamlı olarak eleştiri alan bu yayınlama metodunda ısrar edilmektedir?
Bir Cemil Meriç hayranı olarak sanıyorum ki bu soruyu sormak benim ve Türk Gençliğinin en doğal hakkıdır. Bugüne kadar hem kendi yaş gurubumuzla hem de büyüklerimizle yaptığımız Cemil Meriç sohbetlerinde her zaman bu konu dile gelmiş ve herkes de rahatsızlığını belirtmişti. Daha bu yıl Konya’da bir araya geldiğimiz Aygazete yazarlarından, değerli dostum Hüseyin Bilgiç’le bu konuyu konuşmuştuk: "Acaba neden Kırk Ambarın ikinci cildi yayınlanmıyor ve yayınlanan eserler üzerinde düzenleme yapma ihtiyacı hissediliyor" diye sormuş ve mantıklı bir cevap bulamamıştık. Zira bizim içinden çıkamadığımız ana nokta bu basımlar arifesinde külliyatta yapılan değişikliklerin beğenilmemesiydi. Hangi eser sahibi eserini bozmak ister diye düşünüyorduk. Daha sonra değerli dostum Arif Akbaş’tan özel bir ricada bulunarak Aygazete’de ki köşesinde Üstatla alakalı bir yazı yazmasını istemiştim. O zaman Arif Akbaş "Itır Gülün Sesi I. ve II" isimli yazılarını yazmıştı. Ardından da biz "Hayatı gözleriyle değil; kalbiyle okuyan adam: Cemil Meriç" isimli makalemizi kaleme almıştık. Tüm bu çabalar onu kendi kaleminden okuma sorunu yaşadığımız şu zamanda anlatabilmek ümidiyle yapılmış âcizane çalışmalardı. Kırk Ambarın ikinci cildi şimdilerde bizlere buruk bir sesle ulaşmaya çalışırken bizler bundan birkaç sene sonra yine bu konuları konuşuyor olmama ümidimizi taşımaya devam edeceğiz. Artık anlıyorum ki bizlerin bir Cemil Meriç hayranı olarak dikkate alınmayacağımız gün gibi ortada. Üstadın kitaplarının, bu şekilde aslından uzak basılması onu belli bir süre okumamamıza neden olacak gibi görünüyor. Ya, bu iş daha ehliyetli ellere tevdi edilmeli ya da, şu anda bu görevi üstlenen değerli arkadaşlarımız birazcık da bizim sesimize kulak vermeliler. Zira Cemil Meriç, bu ülkede kitap okuyan her insanın hayatına bir şeyler katmış bir aydın olarak bizim ortak değerimiz ve ortak noktamızdır. Onun hayatını ve gözlerini feda ederek kaleme aldığı yazılarını korumak için; onunla usta-çırak ilişkisi dışında bir değer ya da yakınlık aramanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Milli ve manevi değerlerine sahip olan Türk Gençleri için Cemil Meriç; bir daha kolayca bulunamayacak bir değerdir ve bu değerin sesini bizden öncekilerin bize ulaştırdığı gibi bizde; bizden sonraki kuşaklara ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Bu konuda çalışmalar yapan değerli www.cemilmeric.net çalışanlarına da ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Üstatla alakalı gereken birçok bilgiye ulaşabildiğimiz bu sitenin yapımında emeği geçenlerden Allah razı olsun.
Netice olarak kimsenin art niyetle bir şeyler yaptığına inanmıyoruz. Ancak hassas konularda böylesine duyarsız tavır takınılması bizi üzüyor. Bu nedenle de bir şeyler yapma düşüncesi bizi yukarıdaki sıkıntıları dile getirmeye sevk ediyor. İnşallah bu sorunların en kısa zamanda aşıldığını ve ortak bir yolun bulunarak tekrardan Cemil Meriç’in eserlerinin o eski tadıyla okunduğu günleri görürüz. Hem Mahmut Ali Meriç’ten hem de ilgili yayınevinden bu konuda biraz daha anlayışlı olmalarını bekliyoruz.
Aslında hiç aklımda olmayan bir şeydi bu yazı ve büyük oranda da irticalen oluştu. Şimdi, Cemil Meriç’i ilk okumaya başladığım yıllarda, onun etinden yine onun kemiğine geçme çabalarım aklıma geliyor. İşte o çabaların içinde boğuştuğum demlerde dilime dolanan bir şiirle yazımızı noktalayalım.
DEDE PAŞA
dede paşa
dede paşa
seni uzaklarda buldum
ve sevdiğim için
etimden gövdene geçtim
bu aynada var suret
bu kapıda renk renk
goncalar ve suret
kırmızı dudaklar
kırmızı şarap
kırmızı dudakların içtiği şarap
kan kırmızı
ve gönlümde
beyaz evin önünde
ışık ışık sızan melekler
insan gövdeli kedilere
bir garip şarkı söyler
dede paşa
seni yakınlarda buldum
ve sevdiğim için
ruhumdan sırrına geçtim
bu şarkıda var hasret
bu bahçede renk renk
aynalar ve hasret
siyah gözler
siyah duman
siyah gözlerin baktığı duman
hep siyah
ve gönlümde
beyaz evin önünde
ışık ışık sızan melekler
insan gövdeli kedilere
çok hazin yağarlar
dede paşa
dede paşa
adını andığım nakş-ı semahi
senin için
adını andığım aşk-ı hicrani
benim için..
Arif AKBAŞ - TÜRKİSTAN
(A. Y. Üniv. Türkoloji Bölümü)(davut bayraklı aygazete.com)
0 yorum yazılmıştır